TARİHÇESİ
Türk ebru sanatının hangi tarihlerden itibaren yapıldığını henüz bilmiyoruz. Ebru kağıtları genel olarak kitap ciltlerinde, yazı pervazlarının süslenmesinde açık renkte yapılan hafif ebrular ise özellikle hat sanatında yazı zemini olarak kullanılmıştır. Fakat üzerinde tarih bulunan yazılı levhaların dışındaki eserler bize ebru tarihi hakkında bilgi vermemektedir. Çünkü bu eserler, zaman içinde tamir gördüğü düşünülerek ebru tarihi hakkında kaynak olarak gösterilmemektedir.
13. yüzyılda Türkistan’da, Semerkant’ta ve 14. yüzyılda İran’ın doğusundaki Herat Yöresinde yapıldığına dair bazı kaynaklar bulunmaktadır. Ebru da aynen kağıt gibi İpek Yolu ve diğer ticaret yollarını kullanarak doğudan batıya yayılmıştır. Tarihi tesbit edilmiş en eski ebru 1447 yılına ait olup, Topkapı Sarayı’nda bulunmaktadır. Bu eserden hem Sayın M. Ali Kağıtçı, hem de Sayın Uğur Derman bahseder. Osmanlı döneminde bir çok ebruzen yetişmiştir. Bu dönemde ebrulu kağıtlar devlet belgeleri ve resmi yazışmalarda zemin olarak kullanılmıştır. Buradaki başlıca amaç estetik değerlerin yanı sıra tahrifat girişimini engellemektir ki; bugün çek, senet ve kağıt paralar üzerindeki karmaşık desenlerin mantığı buna dayanmaktadır.
Ebru tarihinde bugüne kadar tesbit edilebilen ilk ebruzen “şebek” lakabı ile bilinen Mehmed Efendi’dir. Ebru yapımı ve terkiblerini anlatan en eski belge niteliğindeki “Tertib-i Risale-i Ebri” adlı eserde adı geçer.
Ebru tarihinde bilinen en önemli üstadlardan biri de Hatib Mehmed Efendi’dir (vefat t. 1773). Günümüzde “Hatip” adı ile anılan ebru türünü çokça kullandığından bu adla anılır olmuştur. 1846 yılında vefat ettiğini bildiğimiz Şeyh Sadık Efendi’nin, ‘Ebru’yu Buhara’da öğrendiği ve iki oğlu Edhem ve Nazif Efendilere de öğrettiği bilinmektedir. Hezarfen ünvanı ile anılan İbrahim Edhem Efendi’nin ebru alanındaki şöhreti saraya kadar ulaşmış ve eserleri devrin padişahı Abdülaziz’i de etkilemiştir. Son Osmanlı ebru üstadlarının en önemlilerinden Necmeddin Okyay (1883-1976) üstadı Edhem Efendi gibi birçok hünerin (okçuluk, mürekkepçilik, ahercilik, hattatlık, mücellitlik, gül yetiştiriciliği…) ustasıydı. Hezarfen lakabı ile anılırdı. ‘Çiçekli Ebru’ları ilk uygulayan kişidir. 1916′da Medreset-ül Hattatin’de başladığı ebru hocalığını Güzel Sanatlar Akademisi’nde 1948′e kadar sürdürmüştür. Ebru Sanatını oğulları Sami (1910-1933) ve Sacit (1915-1998) ile yeğeni Mustafa Düzgünman’a (1920-1990) öğretmiştir.
KULLANILAN MALZEMELER
Boyalar: Ebru yapımında eskiden beri toprak boya denilen tabiattaki renkli kaya ve topraklardan elde edilen madeni boyalarla, bitkisel asıllı suda erimez boyalar kullanılır. Bu boyalar genişçe bir mermer üzerinde suyla karıştırılarak çamur haline getirilir ve mermerden yapılmış, üzerinde tutma yeri olan ve alt kısmı oval olarak şekillendirilmiş desteseng (el taşı) ile sabırla ve ağır ağır ezilir. Bu işlem boyanın rengine göre yaklaşık 3-4 saat boyunca sekizler çizilerek gerçekleştirilir. Boya su ilavesiyle daima merhem kıvamında tutulur. Boyaların yeterince ezilip ezilmediği ancak teknede anlaşılır. Ebrucu tecrübe ile hangi boyayı ne kadar ezmesi gerektiğini öğrenir. Desteseng ve üzerinde ezme işleminin yapıldığı mermer aynı sertlikte olmalıdır. Aksi taktirde birbirlerini aşındırırlar ve boyanın içine mermer tozları karışır. Ezme işlemi tamamlandıktan sonra her bir renk ayrı ayrı ana kaplara alınır. Daha sonra ebrunun en önemli işlemlerinden biri olan boyaların terbiyesine başlanır. Bu işlemde suyla ve ödle karıştırılan boyalar yaklaşık iki ay süre ile bekletilir. Bu süreçte kavanozların üzerinde biriken su-öd karışımı belli periyodlarla çekilir ve tekrar su-öd ilave edilir, belli aralıklarla kavanozlar karıştırılır ve çalkalanır. İyi terbiye edilmemiş boyalar gerçek renklerini kağıt üzerine yansıtamazlar, kağıda tutunamazlar ve çeşitli problemlere sebep olurlar. Boyaların akmaması için kağıtların şapa yatırılması işlemi klasik ebruculukta yer almaz. Sonuç olarak boyaların ezilmesi ve terbiyesi usulüne uygun olarak, sabır ve emekle gerçekleştirilmelidir.
Renkler;
• Sarı: Tabiatta bulunan arsenik sülfür (zırnık)
• Mavi: Doğal çivit olan Lahor Çividi. Bitkisel kökenli bir boyadır ve Pakistan'ın Lahor kentinden gelir.
• Yeşil: Sarı ve mavinin karışımıdır. Zırnık çok olursa fıstık yeşiline, çivit çok olursa yaprak yeşiline gider.
• Lacivert: Bedahşi laciverti denen doğal çivittir.
• Siyah: Soba isinden elde edilir. Eski is mürekkepçiliğinde kullanılan istir. Ezilmesi en zor boyadır. Suyu kolay emmediğinden ve suyla karıştırma işlemi sırasında sürekli suyun üzerine çıktığından genellikle çamlıca toprağı ile karıştırılarak ezilir.
• Beyaz: İsfidaç (üstübeç) Bazik kurşun karbonatın tabiattaki şeklidir.
• Kırmızı: Gülbahar yani demir oksitleri içeren kırmızı bir topraktır.
• Tütün Rengi: Çamlıca toprağı.
Sıvının Hazırlanmasında Kullanılan Malzemeler: Üstüne boya serpilecek suya yapışkan bir koyuluk (lüzucet) vermek için 45-50 değişik malzemeden biri kullanılabilir. En çok kullanılan malzemeler kitre ve deniz kadayıfıdır. Kitre Anadolu'da yetişen muhtelif Geven (Astragalus) çeşitlerinin gövdelerinden sızan ve havayla temas edince katılaşan beyaz veya krem renkli plaka veya şeritler halinde bulunan yapışkanlık özelliği zayıf bir zamk çeşididir. Ebruculukta plaka halinde olanları ve beyaz renklileri tercih edilir. Deniz kadayıfı (karegen) ise genelde Kuzey Avrupa ülkelerinin denizlerinde yetişen ve İrlanda Yosunu olarak da isimlendirilen bir yosun çeşididir. Kitrenin hazırlanması deniz kadayıfına göre daha zahmetlidir ve daha uzun zaman alır. Suyla karıştırılan kitre kalitesine ve cinsine göre yaklaşık 5-7 gün dinlenmeye ve bu süre içinde yoğrulup karıştırılmaya ihtiyaç duyar. Deniz kadayıfı ise bir günlük dinlenme sonunda iyi netice verir. Hatta 3-4 saat içinde bile kullanıma hazır hale getirilebilir. Ancak oluşan hava kabarcıkları ve köpükler sıvıdan bir kaşıkla alınmalıdır. Her iki malzeme de hazırlandıktan sonra tülbentten süzülmeli ve son su ayarları teknede yapılmalıdır. Boyalar kitre üzerinde, deniz kadayıfına göre 8-10 misli daha fazla öde ihtiyaç duyarlar. Deniz kadayıfı ebruculuk bizden Avrupa'ya geçtikten sonra daha çok oralarda kullanılmış ve hazırlanması daha az zahmetli olduğu için kitreye tercih edilmiştir.
Sığır Ödü: Sıvının üzerinde boyaların çökmeden yayılmasını sağlamak için yüzey aktif (yüzeyde gerilim sağlayan ve sıvının yüzey gerilimini kıran) sığır ödü kullanılır. Öd ayrıca boyaların birbirine karışmadan sıvı üzerinde ayrı ayrı renklerini vermesini de sağlar. Öd safra kesesi tarafından salgılanan, safra asitleri ihtiva eden, zayıf asit özelliği gösteren ve hayvanların ve insanların vücutlarına aldıkları yağların parçalanmasını sağlayan bir maddedir. Bozulmasını engellemek için önceden kaynatılır (genelde benmari usulü ile) ve bu şekilde saklanır. Koyun ödü de aynı görevi görür. Hatta kumlu ebru yapımında kalkan balığı ödü çok iyi sonuç verir. Öd suyu yerine eskiden tütün yaprağı suyu ve haraza suyu kullanıldığı Şebek Efendi tarafından 1608 tarihinde kaleme alınmış Tertib-i Risale-i Ebri'de yer almaktadır. Boyaların öd ayarlarının iyi yapılması en önemli hususlardan biridir. En başlarda boyalar etraflarında kendilerini sıkıştıran başka boyalar bulunmadığından rahat rahat açılırken, sonraları teknede kendilerine yer açabilmek için (artan yüzey gerilimini yenebilmek için) daha fazla öde ihtiyaç duyarlar. Öd miktarı yanlış ayarlanmış boyalar, dibe çöker, parçalanır ve kağıt üzerinden ele çıkarlar.
Neft: Ebruda kimyasal içerikli ve petrol türevli neft kullanılmaz. Tabii olan neft kullanılır. Atılan veya serpilen boyalara üç boyutlu, küremsi şekiller verir. Genellikle serpmeli ebrularda, ya da battal ebru çalışılırken kullanılır.
Tekne: Sıvının içinde bulunduğu kaba tekne adı verilir. Tekne çinko, çelik, galveniz ya da çedene'den (budaksızçam) imal edilir. Tahta kullanılırsa su kaçırmaması için zift ile kaplanması gerekir.
Tarak: Taraklı ebru yapımında kullanılan malzemedir. 2, 3, 4, 5, 6, 7, 9 mm gibi değişik diş aralıklarına sahip çeşitli taraklar kullanılır. Buket tarağı gibi ikisıra halinde dizilmiş taraklar da kullanılır. Diş aralıkları için belli bir kural bulunmaz ebrucu ihtiyacına ve isteğine göre çeşitli aralıklara sahip taraklar yapabilir.
Biz: Sıvı üzerine atılan, damlatılan ya da yine bizle bırakılan boyalara şekil vermek için kullanılan çeşitli kalınlıklardaki iğnelerden, tellerden ya da çivilerden yapılan malzemelerdir. Paslanmaz özellikte olması önemlidir. Sümbül yapımında sümbül tarağı denilen özel diş dizilimine sahip taraklar kullanıldığı gibi, 10-15 bizin birbirine bağlanmasıyla da sümbül için gereken boyalar zemin üzerine koyulabilir.
Fırça: Ebrucu fırçasını kendisi sarmalıdır. Fırça yapımında yaşlı atların kuyruğu ve bu kılları üzerine sarmak için gül dalları kullanılır. At kılı sert ve düz olduğu için tercih edilir. Böylece boyalar tekne üzerine gerektiği gibi atılabilir. Ayrıca bakteri ve mantar oluşumuna daha az izin verir. Gül dalı ise oldukça esnek ve dayanıklı bir ağaçtır. Boya atmak için fırçaya her vurulduğunda esneyerek damlaların istenildiği gibi düşmesine olanak verir. Ama ebruculukta gül dalının kullanılmasının esas sebebi Necmeddin Okyay’ın iyi bir gül yetiştiricisi olmasından kaynaklanır Su içinde bekleyen fırçaların kılları zaman içinde eğilerek boyaların Türk Ebrusun'da arzu edildiği şekliyle atılmasını sağlar. Kıllar misinayla ve kesinlikle yapıştırıcı ya da bant kullanmadan sarılır ve olta iğnelerinde kullanılan düğümsüz bağlama şekli tercih edilir.
Mühre Aleti: Ebrulu kağıtları kuruduktan sonra, mühre denilen iki kollu el presi yardımıyla düzeltilip parlatılır. Mühre kağıdın üzerine bastırılır ve kağıdın tamamına sürtülür. Bu işleme mühürleme denir Kağıdın üstünde ince bir tabaka oluşturmuş olan ebru yapımında kullanılan sıvı böylece onun parlamasına ve korunmasına yardımcı olur. Böylece boyaların kağıttan çıkması da engellenmiş olur. Günümüzde mühre aleti bulmak neredeyse mümkün olmadığından kavanozların veya bardakların pürüzsüz kısımları yukarıda anlatıldığı gibi bu amaç için kullanılabilir.
EBRU ÇEŞİTLERİ
A. GELENEKLİ EBRU
Ebrunun bilinen tarihi içinde, yetişmiş ustalar tarafından sıkça kullanılan desen çeşitleridir. Başlıcaları Battal, Gelgit, Taraklı, Bülbül yuvası ve bunların bazı çeşitleridir.
1. Battal Ebru
Battal EbruEbrunun bilinen en eski tarzıdır. Diğer bütün desenler, battal deseninden çıkar. Bu desene kısaca ebrunun anası ya da atası diyebiliriz. Yapımı, öd sıralarına göre, yani ödü az olan boyaları önce, çok olan boyaları sonra atma suretiyle yapılır. Tek veya çok renkli olabilir. Boyalar teknenin yüzeyine serpilir ve daha sonra kâğıda aktarılır.
2. Gelgit Ebru
Battal zemin atıldıktan sonra, bir çöp, iğne veya bız yardımıyla teknenin kenarlarına paralel olarak desenin çizilmesi ile oluşur. Bu çizgi aralıkları istenilen genişlikte olabilir. Kalın uçlar geniş alanı etkileyeceğinden paralellerin arası daha geniş, ince uçların arası daha dar olabilir. Bu paraleller zıt yönlerde de birkaç defa tekrarlanabilir. Bu işlem özel hazırlanmış tarak da kullanılabilir. Gelgit hareketi çapraz olarak da yapılabilir.
3. Şal Ebrusu
Gelgit yapıldıktan sonra teknenin çaprazına doğru, genellikle geniş aralıklı yapılan gelgit sonucu elde edilir. Ayrıca Mustafa Düzgünman’ın yine gelgit üzerine dıştan başlayıp, ortaya doğru daireler çizerek yaptığı şal desenleri vardır. Bu çapraz çizgiler yumuşak ‘S’ler çizilerek de yapılabilir.
4. Taraklı Ebru
Battaldan sonra yapılan gelgit deseninin üzerine taraklar yardımı ile yapılan desen türüdür. Gelgit yapmadan da taraklar yardımı ile değişik desenler elde etmek mümkündür.
5. Bülbül Yuvası
Genellikle küçük taneli battal ebrusu yapıldıktan sonra dıştan başlayıp içe doğru istenilen çapta (genellikle 3-5 cm çapında) spiraller çizilir. Bu spiraller içten dışa doğru da olabilir.Ayrıca gelgit, taraklı gibi desenler üzerine de yapılabilir. Bülbül yuvaları bir bız yardımı ile tek tek yada geniş aralıklı kalın uçlu bir tarak ile tüm tekneye yapılabilir. Yapımı, öd sıralarına göre, yani ödü az olan boyaları önce, çok olan boyaları sonra atma suretiyle yapılır. Tek veya çok renkli olabilir. Boyalar teknenin yüzeyine serpilir ve daha sonra kâğıda aktarılır.
6. Kumlu - Kılçıklı Ebrular
Kumlu ebruların en güzeli, bitkisel esaslı olan lahor çivitinden elde edilir. Kumlu ebru elde etmek için teknenin ortasına lahor çividi damlatılmaya başlanır. Bu işleme, teknenin bütün yüzü kaplanıncaya kadar devam edilir. Birbirini iterek sıkışan boya, çatlamaya başlar. Aynı işlem, teknenin bir kenarının ortasından diğer bir kenarının ortasına kadar, yavaş yavaş damlatılarak da yapılabilir. Bu tarz, hattatların pervaz veya cetvel olarak çokça kullandıkları bir desendir.
7. Hafif Ebru
Genellikle üzerine yazı yazmak için hattatlar tarafından kullanılan açık, soluk renkli ebrulardır. Normal astar kıvamına aynı miktar su ilave edilerek astar cıvıklaştırılır. Ayrıca, boyarmaddelerin su ve öd miktarları artırılarak da yapılabilir. Böylece renkler kolay ve çokça açılacağından açık renkli olurlar. Aynı kağıda iki veya daha çok ebru yapılmak istendiğinde de bu desen kullanılabilir.
8. Çift Baskılı Ebrular
Ebrulanmış kağıtları kuruduktan sonra tekrar başka bir desenle ebrulayarak elde edilir. Gerektiğinde ikiden fazla desen aynı kağıda alınabilir.
9. Akkase Ebru
Aynı zemin üzerine birden fazla baskı yaparak yazı veya desen elde edilen ebru çeşididir. Hafif ebru üzerine; geleneksel olarak arap zamkı ile hazırlanmış sıvı, yazı ise fırça yardımı ile sürülür veya kamış kalem ile yazılır. Böylece hafif ebrunun yüzeyi arap zamkı ilekaplanmış olur. Kuruduktan sonra daha koyu veya yoğun bir desen aynı kağıda tatbik edildiğinde, arap zamkı olan yerler boyayı almayacağından yazı veya desen gözükür. Aynı teknikler şablonlama ile de yapılabilir. Ayrıca arap zamkı yerine koyu kitre, silikon, çeşitli şeffaf sonuç veren yapıştırıcılar da kullanılabilir.
10. Hatip Ebrusu
Kısaca “içiçe damlatılmış renklerden oluşan daireleri şekillendirmek ” olarak tanımlanabilir. Çiçekli ebrunun temeli sayılırlar. Hatip Ebrusu’nu uygularken önce herhangi bir ebru türü zemin olarak yapılır. Bu zemin üzerine kalın bir bız veya damlalık kullanarak, çapları 2-4 cm’yi geçmeyen eşit aralıklı daireler oluşturulur. Görüntünün belirgin olması için, ilk renk genellikle koyu seçilir . Daha sonra ikinci, üçüncü, hatta istenirse dördüncü renk konulur. İnce bir uç, iğne veya bız yardımıyla desenleme yapılır.
B. ÇİÇEKLİ EBRU (NECMEDDİN EBRULARI)
Merhum üstâd Necmeddin Okyay’ın geliştirdiği ve kendi adı ile anılan ebru türüdür. Bu tür ebrular ebru sanatının plastik sanatlar içinde yer almasında önemli bir yer tutar. Daha önce bahsi geçen herhangi bir ebru deseni zemin olarak yapılır. Genellikle hafif, açık renkli olamsına dikkat edilir. Bu zeminlerin üzerine bir bız yardımı ile damlatılan boyaların şekillendirilmesiyle yaprak ve çiçek desenleri çizilir. Bu türde bugüne kadar lale, karanfil, sümbül, menekşe ve papatya sıkça kullanılmıştır. Şüphesiz başka çiçek türlerini de denemek mümkündür.
EBRU USTALARI
Şebek Efendi
Bilinen en eski ebrucu olan Şebek Mehmet Efendi’nin doğum tarihi ve kim olduğu ile ilgili detaylı bilgi ne yazıkki mevcut değildir. Tertib-i Risale-i Ebri adlı eserde kendisinden “rahimehumullah” (Allah rahmet eylesin) diye bahsedildiği için bu eserin yazıldığı tarihten (1608) önce vefat etmiş olduğu bilinmektedir. Fuzuli’nin eseri olan “Hadikatü’s Süeda”nın yazma kopyasında Şebek Mehmet efendiye ait ebrular bulunmakta ve ketebesinde tarih olarak 1595 kaydı bulunmaktadır. Bu bilgiler ışığında Şebek Mehmet efendi 1595 – 1608 tarihleri arasında vefat etmiş olmalıdır.
Hatip Efendi
Ayasofya Camii’nin hatibi olması sebebiyle Ayasofya hatibi veya sadece Hatip diye anılan Mehmed Efendi’nin doğum tarihi bilinmiyor. Nisan 1773 tarihinde vefat etmiştir. Bu büyük sanatkarın ebruları o devirde yapılan işlerde daima kullanılmıştır, renklerinden ve üslubundan hemen tanınır. Hatip Mehmed Efendi Hatip Ebrusu diye anılan ebru tarzının mucididir. Hocapaşa’daki evinde çıkan yangında, eserlerini kurtarmak isterken kendisi de beraber yanmıştır. Sanat tarihimizde Hatip Ebrusu denilmekle onun buluşu olan ebru tarzı anlaşılır. Hatip’in ebrusu denilirse hangi tarzda olursa olsun onun tarafından yapılan, onun elinden çıkan ebru kağıdı anlatılmak istenir.
Şeyh Sadık Efendi
Buhara’nın Vabakne şehrinde doğan ve Üsküdar Sultantepesi’nde Özbekler Dergahı şeyhliğinde bulunan Sadık Efendi’nin hayatı hakkında fazla bilgimiz yoktur. Ebruculuğu Buhara’da iken öğrendiği ve iki oğluna (Edhem ve Nafiz efendiler) da öğrettiği bilgimiz dahilindedir. Dergahtaki kabir kitabesinden 11 Temmuz 1846 yılında vefat ettiği anlaşılmaktadır.
Hezarfen Edhem Efendi
Edhem Efendi 1829 yılında Özbekler Tekkesi’nde doğmuştur. Şeyh Sadık Efendi’nin oğludur. Müsbet ilimlere özellikle matematik ve kozmoğrafyaya olan ilgisi sebebiyle ünlü matematikçimiz. Doğramacılık, marangozluk, oymacılık, hakkaklik, mühürcülük, dökmecilik, tornacılık, demircilik, tesviyecilik, makinecilik, matbaacılık, dokumacılık, mimarlık gibi fen ve sanatlarda ihtisas sahibi olmuştur. Ebruculuk onun pek çok meziyetlerinden bir tanesidir. Bu yüzden hezarfen (bin sanat sahibi) lakabıyla anılmaktadır. Ebruculuğu babasından öğrenen Edhem Efendi’nin tekkenin ihtiyaçlarını karşılamak için yaptığı ebru kağıtları denkler halinde gönderildiği Beyazıt’taki kağıtçılar çarşısında pek beğenilerek aranır, satın alınırdı. Sultan Abdülaziz de onun ebrularını görüp beğendikten sonra, şahsen tanımak istemiş, huzuruna kabul ederek kendi pehlivan cüssesinin yanında Efendi’nin pek ufak tefek kaldığını görünce “bunları bu adam mı yapıyor? Sözleriyle hayretini gizleyememiştir. Eserlerinden elde kalan pek az bir kısmı, bugün torun çocuklarının oturduğu ve Vakıflar İdaresi’nin malı olan Üsküdar Özbekler Dergahı’nda muhafaza edilmektedir. Yaptığı eserlerin ve ebruların bulunduğu dolabın üstüne, kendisi tarafından tertip edilmiş, aslı Arapça olan şu beytin yazdırılmasını vasiyet etmiştir. “Nakışlar dolapta saklıdır, yapan da toprakta gömülüdür.” Bu levha vefatından sonra, ebruculukta talebesi olan Hattat Aziz Efendi’ye yazdırılarak, dolabın üstüne konmuştur. İbrahim Edhem Efendi 8 Ocak 1904 tarihinde vefat etmiştir.
Necmeddin Okyay
Pek çok hünerlerinin (mürekkepçilik, aharcilik, okçuluk, gülcülük, eski tarz mücellitlik, hatalık
vb.) yanı sıra ebruculuğu da meslek edinen Hafız Necmeddin Okyay bu sebeple üstadı Edhem
Efendi gibi hezarfen lakabıyla anılır.Hoca ebruya başlayışını ve ilk defa yalnız başına ebru yapışını şöyle anlatır: “Özbekler Şeyhiedhem Efendi’ye arkadaşım Abdülkadir ile birlikte devam ettik ve ebruculuğu öğrendik. Abdülkadir Efendi bir müddet sonra sıkılarak devamdan vazgeçti, ben ise sabırla yürüttüm. Ancak Ramazan girince camideki vazifem dolayısıyla hocamdan müsaade rica ettim. Bayramdan sonra da gidemedim. Hep yolumu gözlemiş, hatta bir gün oğlu, “Efendi baba isterseniz çağırtalım”, deyince “yarın nasıl olsa gelir” cevabını vermiş. Ve ben ertesi günü aldığım acı haber üzerine namazını kılmak için Tekkeye gittim… Bize ilk defa ebru yapılmasını gösterdiği vakit duyduğum heyecanı unutamam. Teknedeki suyun üstünde yayılan renkler beni hayretlere gark etmişti. Onun vefatından sonra evimde yalnız başıma ebru yapmaya başladım.
KAYNAKÇA
• Gülgen, H. ‘‘Türk Ebru Tarihi’nde Ustalar ve Üslup Değişimi’’, Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 25 (2016/1)
• Arıtan, Ahmet Saim, “Türk Ebru Sanatı ve Bugünkü Durumu” ,Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 5 (1999), s. 441-469.
• Kayseri ve Yöresi Tarih Araştırmaları Merkezi (KAYTAM) Arşivi
• Sakin N. ‘‘Kayseri ve Yöresi Tarih Araştırmaları Merkezinde Bulunan Ebru Kaplı Defterler’’, International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 8/7 Summer 2013
• Sakin N. ‘‘Kayseri Raşid Efendi Kütüphanesi’ndeki Ebru Örnekleri’’ , Uluslararası Sosyal Arastırmalar Dergisi Cilt: 5 Sayı: 21 Bahar 2012
• Toktaş P. ‘‘Vakıflar Genel Müdürlüğü Vakıf Kayıtlarında Bulunan Müstakil Vakfiyelerdeki Ebruların İncelenmesi’’ International Periodical For The Languages, Literature and History of Turkish or Turkic Volume 10/2 Winter 2015, p. 941-962
Yorumlar
Yorum Gönder